Geçen binyılın sonunda, Negatif adında bir dergi vardı. Olaylara daima ters açıdan bakan bir içeriğe sahipti. 2000 yılının Ocak sayısının kapağında, aynen şöyle yazıyordu:
“2000 geldi, hiçbir şey değişmedi“
Yeni yıldan sağlık, mutluluk, başarı, aşk ve para beklemek ve bunların gerçekleşmesi için fazladan hiçbir çaba göstermemek, kadercilikle açıklanabilir mi? Hayatımız beklentilerle ve bunların kendiliğinden gerçekleşmesini beklemekle geçiyor. Bir mucize olacak ve avuç dolusu paraya kavuşacağız. Kanser, bütün insanlığın tepesinde Demokles’in Kılıcı gibi sallanacak ve biz bundan muaf olacağız. Aşkı en çok hak eden biziz. Bir gün ayağımıza kadar gelecek, hatta gelmişken, diz çöküp yalvaracak. Tüm bunları, Dünya’nın Güneş etrafında bir tam tur dönüşünden ne bir fazla, ne bir eksik olan ‘Yeni Yıl’ getirecek.
Ne bu dileklere nasıl sahip olacağımıza dair bir fikrimiz var, ne de ulaşınca ne yapacağımıza. Günün birinde öyle veya böyle bunlara sahip olacağımız neredeyse kesinken; o ‘çok para’ya bir şekilde sahip olunca, hepimizin istediği ilk iki şeyin “bir ev, bir araba” olması yeterince dramatik değil mi? O ‘büyük aşk’ı, sinemada bize eşlik eden, zevkle ve alelacele tükettiğimiz -sıkıntıdan- patlamış mısıra dönüştürmemiz ne kadar zaman alacak?
Tüm bu istekler yerine gelse de, değerini bilemeyeceğiz. Giden yıla lânet edip, yeni yıldan aynılarını isteyeceğiz. Çünkü günün sonunda hepimiz, o küfrettiğimiz eski sevgiliyiz.