Tam hatırlamıyorum ama sanırım 1997′di. Güzeller güzeli İzmir’in, çirkinler çirkini otogarında, iki arkadaş oturup bekliyorduk. Arkadaşım; at kuyruğu saçları, küpeli kulakları ve top sakalıyla, sıkıcı otogar ambiansına yeterince renk katmıştı. Yanımızda oturan orta yaşlı adam, arabanın penceresinden sarkan çocuklar gibi başını eğmiş, elini çenesine koymuş, hiç konuşmadan arkadaşıma bakıyordu. Bir süre sonra dayanamadı:
- Abey sen bu saçları şampiyonla mı yıkıyon?

O ana kadar nasıl gerilmişsek, şampuanın şampiyona dönüşmesine kahkahayla güldük, sonra da sözün sahibiyle sohbete başladık. Güneydoğu’dan İzmir’e trenle küçükbaş hayvan getirip, Bayraklı’da meşhur “KUZU KOÇ VAR” tabelasıyla satan çobanlardan biriymiş. Hayvanların hepsini satmış, memleketine dönüyormuş. Hikâyesini anlatması çok uzun sürmedi, konu tekrar uzun saça ve küpeye döndü.
- Saçları neden uzattın abey? Küpeyi neden taktın?
Arkadaşım uzun uzun anlattı, bunun kötü bir şey olmadığına ikna etmeye çalıştı, binbir sebep sıraladı saçı ve küpesi için. Çoban, gözünü kırpmadan dinledi, düşündü:
- Bunlar heves değil mi abey…