Diagnost

Archive for Mayıs 2010|Monthly archive page

NATO üzerine NOTLAR – “Çam sakızı, çoban armağanı”

In Dünya, Dış Politika, Komplo Teorileri, Tarih, Türkiye, Uluslararası İlişkiler on 15 Mayıs 2010 at 00:18

NATO’nun, sadece Türkiye’den değil, tüm üyelerinden beklentisinin ‘iyi bir müttefik olmak için gerekeni yapmak‘ olduğunu ve bunun da tamamen menfaate dayalı ilişkiler ile gerçekletiğini görmeliyiz. Şimdiye kadar Türkiye’yle ilgili ve genelde karamsar örnekler verdik. İlişkilerin dengesi ne gibi adımlarla sağlanıyor sorusunun cevabını, yakın tarihten bir örnekle verelim.

11 Eylül 2001 saldırılarından sonra ABD, teröre karşı savaş ilan etti. Birkaç yıl sonra, “asla bulunamayan kitle imha silahları” yüzünden Irak’a savaş ilân ettiğinde kimse şaşırmamıştı. Şaşırtıcı olan, 25.000 kişilik mütevazı ordusuyla Danimarka’nın da Irak’a savaş ilân etmesiyidi. O dönem herkes bıyık altından güldü, dalga geçti; Danimarka’ya “yalaka” diyenler oldu. Danimarka, Irak’a 500 asker gönderdi. 700 askerini Afganistan’a göndermişti, 380 askerini de Kosova’ya. Bizim, her yıl 30 Ağustos’ta izlediğimiz kadar asker. ABD ve NATO’ya verilen “çam sakızı çoban armağanı“; desteğin baş aktörü, Danimarka eski Başbakanı Anders Fogh Rasmussen‘i NATO Genel Sekreterliği koltuğuna oturttu. 25.000  kişilik ordusuyla Danimarka, NATO’nun başına geçti. 700.000 kişilik ordusuyla Türkiye, bu konuda bir takım pazarlıklar yaptı. Sonucu hüsrân oldu.

Olayı “ne yani, biz de mi asker gönderseydik“, “çok meraklıysan sen git” düzeyine indirmeden şunu söyleyelim. Bu yazıda göstermeye çalıştığım; müttefiklik ilişkisini unutarak, “NATO da kim oluyor“, “NATO’yu bırakalım. Rusya’yla, Çin’le müttefik olalım” diyenlerin düştüğü durum ile; destek verenlerin çıktığı durumudur.

NATO KFOR Askerî Üssü Camp Bondsteel, Kosova

NATO denen organizasyonun çağrıştırdığı ilk şey askerî ittifaktır. Müttefiklerin siyasî yapısı üzerindeki yaptırımları ıskalanmıştır. Halbuki hep ortadadır, o kadar da gizli saklı değildir. Bu pek de farkında olmadığımız şeffaflık, sadece eski bir üyesi olan Türkiye için değil; Rusya ve Ukrayna gibi ülkeler için dahi geçerlidir. Merak eden resmî web sitesini inceleyebilir.

Reklamlar

NATO üzerine NOTLAR – “Küçük Amerika”

In Dünya, Dış Politika, Komplo Teorileri, Tarih, Türkiye, Uluslararası İlişkiler on 15 Mayıs 2010 at 00:03

Türkiye ABD ilişkilerinin doruk noktası nedir?” diye sorsanız, 22-23 Mart 1991 tarihli Sabah Gazetesi’ne bakın derim. Baş sayfadaki fotograf şuydu: Turgut ve Semra Özal, bir kanepede eşofmanlarıyla oturuyorlar. Semra Hanım, Barbara Bush’la sohbet ediyor; George Bush, elinde kutu kolayla kanepede rahatça oturan Turgut Özal’a televizyonda bir şeyler gösteriyor. Bush Ailesi de Özal Ailesi gibi eşofmanlı. Çünkü Camp David’de beraber tatil yapıyorlar. Bu fotografı ne yazık ki bulamadım. Ancak aynı gün çekilmiş başka bir fotograf, bir fikir verecektir. Bugün Tayyip Erdoğan, Obama’nın karşısında ayak ayak üzerine attığı için “helâl olsun” diyenler, Özal’ın rahatlığı karşısında dilerini yutabilirdi.

Aynı Özal, birkaç yıl sonra gerçekleştirdiği Türkî Cumhuriyetler Gezisinden umutla döndü. Başı boş kalan bu ülkelerle yapılacak çok işbirliği vardı. Çünkü bu ülkeler, Türkiye’nin sahip olmadığı enerji kaynaklarına sahipti. Görüşmeler olumlu geçti. Özal büyük bir moralle döndü. Türkiye bu sefer gerçeken “Küçük Amerika” oluyordu. Birkaç gün sonra Turgut Özal’ı Çankaya Köşkü’nde kaybettik, apar topar defnettik. Türkiye Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanı, Çankaya Köşkü’nde “pat” diye öldü ve otopsi yapılmadı. Cenazesinin nasıl hazırlanıp kaldırıldığını merak edenler araştırsın.

Tüm bunları okuyup, “bunlar komple teğorisi” demeyin. Millet olarak en büyük hatamız, tüm Dünya’nın bir olup bizimle uğraştığı paranoyasına sahip olmamızdır. Evet, bizimle uğraşanlar var. Ama bu sadece Türkiye’ye özgü bir durum değil. Komşumuz Yunanistan, bizden daha fazla, bu tür etkilerin altında kalmış bir ülkedir. Albaylar Cuntası, Abdulah Öcalan’ın Kenya’daki Yunanistan Büyükelçiliği’nde yakalanması ve sonrasında Yunanistan’da yaşanan politik kıyım gibi olaylar, dikatle incelenmelidir.

NATO üzerine NOTLAR – “Fakir ama gururlu”

In Dünya, Dış Politika, Komplo Teorileri, Tarih, Türkiye, Uluslararası İlişkiler on 14 Mayıs 2010 at 23:37

NATO’nun en büyük ordularından birine sahip Türkiye’nin, siyasî ve askerî gündemini belirleyen faktörlerin başında, NATO ile ilişkileri gelir. NATO’nun Türkiye üzerindeki etkisinin boyutlarını anlayabilmek için, tarihsel süreci kısaca hatırlayalım.

İkinci Cihan Harbi” denince, o dönemin tanığı Türk insanının aklına gelen ilk şey, Hitler’in badem bıyığı değil, Ekmek Karnesi olmuştur. Ekmek Karnesi, İkinci Dünya Savaşı’nda tarafsız kalmayı başaran, ancak bu kararından ve aldığı askerî tedbirlerden dolayı neredeyse aç kalan Türkiye’nin simgesidir. Savaşın bitişi ve Stalin’in “ben oynamıyorum” diyerek müttefiklerden ayrılıp Dünya’yı iki kutba bölmesi; Türkiye’yi bir seçim yapmakla karşı karşıya bırakmıştır. Birinci Dünya Savaşı’nda yıkılan bir imparatorluğun ‘fakir ama onurlu’ evlâdı Türkiye; İkinci Dünya Savaşı sonrası girdiği ekonomik sıkıntılardan kendini kurtaracak, ordusunu baştan kuracak, Truman Doktrini’nin öngördüğü yardımlara “hayır” diyemeyecekti.

* 1947’de İsmet İnönü ABD’ye teşekkür mektubu gönderdi; ABD de Türkiye’ye 73 milyon Dolar değerinde askerî yardım.
* 4 Temmuz 1948’de Ankara’da yapılan antlaşmayla Marshall Planı yürürlüğe girdi; takip eden 4 yıl içerisinde 350 milyon Dolar‘dan fazla yardım da Türk limanlarına.
* 8 Ekim 1948’de, genç Türkiye Cumhuriyeti, Dünya Bankası’ndan ilk borcunu aldı: 50 milyon Dolar.
* 25 Haziran 1950’de Kuzey Kore ordusu, Güney Kore topraklarına girdi.
* İki gün sonra, Türkiye’ye ilk yardımı yapan Başkan Truman, ABD ordusuna Güney Kore’ye yardım emri verdi.
* Bir ay sonra, 25 Temmuz 1950’de, Türk tugayı Güney Kore’ye yardıma gitti.
* Türkiye, bu fedakârlığının ödülünü yaklaşık bir yıl sonra, 19 Eylül 1951’de, NATO üyesi olarak aldı.
* Takip eden yıl, Amerikalıların tavsiyesiyle, Eğirdir Dağ Komando Okulu kuruldu.
* O zamana kadar Alman ekolüne sahip Türk ordusu, Amerikan ekolüne geçiyordu. Tüfek sağ omuzda taşınırken, sol omuzda taşınmaya başlandı. Bir manga asker 14 kişiyken, 11 kişiye düştü. 1952’de Amerikan askerlerince öğretilen bu hal ve hareketlerin adını askerlik yapanlar gâyet iyi bilir. Adı, Yanaşık Düzen‘dir.

Böyle alt alta okuyunca garip geliyor değil mi?

Lise tarih kitapları Atatürk’ün ölümüyle son bulur. Bazen cenazesinin Anıtkabir’e nakli de anlatılır, ama o kadar. Yani, bize okutulan tarih, 1938’e kadardır. Bazıları bu durumu, “tarihin yazılması için olayların üzerinden 50 sene geçmesi gerekir” diye izah eder. Belki de yapılmaya çalışılan, gençlere izah edilemeyecek şeylerin yazılmamış olmasıdır.

%d blogcu bunu beğendi: