Diagnost

Posts Tagged ‘iran’

“Il y a deux pays au monde qui ne méritent pas d’exister : l’Iran et Israël”

In Dünya, Dış Politika, Gündem, Komplo Teorileri, Tarih, Uluslararası İlişkiler on 05 Ocak 2011 at 19:16

Benim gibi Fransızca bilmiyorsanız, başlıkta ne yazdığını biraz merak edin.

Dünya toplam petrol rezervinin üçte birine sahip iki ülke:
Dünya petrol rezervinin neredeyse beşte biri üzerinde oturan Sünnî Suudi Arabistan
Dünya petrol rezervinin onda birinden fazlasının üzerinde oturan Şii İran

İki ülke arasındaki diplomatik ilişkilerin, 1966’da Suudi Arabistan Kralı Faysal’ın ve İran Şahı Rıza Pehlevi’nin karşılıklı ziyaretleriyle başladığı; 24 Ekim 1968’de, Basra Körfezi’nde yer alan Farsî ve Arâbî adalarının her iki ülke arasında paylaştırıldığı ve kıta sahanlıklarının belirlendiği anlaşma ile imza altına alındığı söylenebilir. Basra Körfezi’nde böyle adalar olduğunu bilmiyordunuz değil mi? Ben de bilmiyordum. Google Maps ve Bing Maps’te aradım, yine bulamadım. Otoparktaki arabamı görebildiğim bu sitelerde olmayan iki adayı bulduğum yere bakınız, Ortadoğu haritası nasıl ve kimler tarafından çizilegelmiş görünüz.

 

1966’dan, Ayetullah Humeyni’nin Air france uçağıyla iran’a ayak basışına kadar geçen sürede iki ülke arasındaki ilişkiler, tarafların Basra Körfezi ve bölgenin geri kalanı üzerindeki siyasî hakimiyet çabasıyla geçti. Humeyni’nin “Kim daha müslüman” faslını açması ve zaman içerisinde çevre ülkelerine Devrim İhracı politikası ortamı iyice gerdi. Artık Ortadoğu’da, iki İslam ihracatçısı vardı.

İlişkilerde en belirleyici role sahip olan mezhep çatışması, İran-Irak savaşı sırasında daha da belirgin hale geldi. Sünnî Suudi Arabistan, Sünnî Saddam Hüseyin’e milyonlarca dolar pompalamakla kalmadı; Kuveyt, Bahreyn gibi diğer körfez ülkelerini de Irak’ı desteklemeye teşvik etti. Hattâ Suudi Arabistan, iki ülke arasındaki petrol rekabeti kartını da kulanarak, petrol üretimini ciddi oranda arttırdı. Amacı, petrol üretimini arttırıp, fiyatları düşürmek ve dolayısı ile, İran’ın savaş ekonomisini sekteye uğratmaktı. Bu dâhice!? fikir sayesinde petrol varil fiyatları yarı yarıya düştü. Suudi Arabistan, petrol gelirinin üzerinde bir bidon benzin döküp kibriti çakmış oldu. Tüm bu olanlara cevap olarak İran, Suudi ve Kuveyt hava sahasına defalarca girdi. Bu ülkelerin Irak’a desteklerini kesmelerini sağladı.

Dünyayı dengesiz bırakmamaya and içen Amerika Birleşik Devletleri de boş durmadı, o da İran’a yardımcı oldu. Suudiler kadar göstere göstere yapmaaya çalıştı ama o da başarısız oldu. Bu operasyon tarihe “İran Contra Skandalı“, magazinsel adıyla Irangate olarak geçti.

1987 yılında, Hac mevsiminde Mekke’de yapılan gösterilere, Suudi güvenlik güçlerinin müdahalesi sert oldu. gösterici 400 hacı adayının çoğunluğunun iranlı olması bardağı taşırdı. Suudi yetkililer Hac programını durdurdu. Olayları duyan Tahran ayağa kalktı. İranlılar Suudi Büyükelçiliğini bastı, diplomatları dövdü. Dövülen diplomatlardan biri hayatını kaybetti. Bu olayların üzerine, Suudiler İran’la diplomatik ilişkilerini ve İran vatandaşlarına Hac vizesi vermeyi kesti. Hac konusu bugün de iki ülke arasında sorun olmaya devam etmektedir. Suudi Arabistan, İran’ın resmen uyarmasına rağmen, İranlı hacı adaylarından zorla parmak izi almaktadır.

Başlıkta ne mi yazıyor?

Dünyada varolmayı haketmeyen iki ülke var: İsrail ve İran
Suudi Arabistan Kralı Abdullah, 5 Haziran 2010

Kaynak:
La violente charge du roi Abdallah contre l’Iran et Israël est démentie par Riyadh, Figaro

Şunlar da ilginizi çekebilir:
Suudi Arabistan – İsrail: Yapay KaderDiagnost
Suudi Arabistan – İsrail: Olmayan diplomatik ilişkilerin yakın tarihiDiagnost

 

Suudi Arabistan – İsrail: Yapay Kader

In Dünya, Dış Politika, Gündem, Komplo Teorileri, Uluslararası İlişkiler on 05 Ocak 2011 at 16:33

İki ülke arasındaki dolaylı ilişkilerini kazdıkça bulduğumuz şey, “ileri sürüldü iddia edildi” tarzı habercilik oluyor. Haberlerin çoğu bu şekilde ve karşılıklı yalanlamayla süslü. Zaten bu haberleri yayınlayanlar tarafların değil, genelde üçüncü ülkelerin medyası.

Örneğin, İsrail Ha’aretz gazetesinin 24 Haziran 2010 tarihli haberinde, 18-19 Haziran 2010 tarihleri arasında İsrail askerî helikopterlerinin Suudi Arabistan’ın Tabuk Havaalanı’na “ekipman indirdiği” ve bunun Müslüman bir ülkeye saldırı hazırlığı olduğu yazıldı. Haberde, Tabuk Havaalanı’nda bazı uçuşların iptal edildiği ve İsrail operasyonunun bu sayede gerçekleştiği yer aldı.

 

İsrail bayrağındaki iki mavi çizginin, Tevrat’ta vaad edilen topraklar olan Fırat ve Dicle nehirlerini temsil edip etmediği, yıllardır süren bir tartışmadır. İsrail’e göre bu çizgiler, fotograftaki Yahudi dua şalı Tallit’i simgeler.

Bu haberleri İsrail yazdırıyordur” diye düşünenler için asıl önemli not: haberin kaynağı, İran’ın yarı-resmî yayın organı Fars News agency. Ajans bu haberi “Siyonist rejimin Suudi Arabistan’daki şüpheli aktivitesi” olarak verdi. İki ülke arası ilişkilerin İran’ı rahatsız ettiği ortada. Umarım bizimkiler de -diplomatik jargonla- “dikkatle izliyordur”.

Obama Yönetimi’nin Kongre’ye sunmaya hazırlandığı, Suudi Arabistan’a 60 milyar dolar’lık silah satışı, bugüne kadar yapılan en büyük silah satış anlaşması olarak tarihe geçecek. 1950-2006 yılları arasında, ABD’nin Suudi Arabistan’a sattığı askerî mal ve hizmetlerin değeri 80 milyar dolar seviyesinde. ABD’nin 1948-2007 tarihleri arasında İsrail’e verdiği askeri destek ise 53 milyar dolar’dan fazla.

Bu çılgınca silahlanmaya rağmen, aralarında diplomatik ilişki olmayan her iki ülkenin birbirlerine tehdit oluşturduğu söylenemez. Aksine, her iki ülkeyi tehdit eden Saddam rejimi gibi tarihi paydalar; Suudileri ziyadesiyle rahatsız eden İran’ın Basra Körfezi’ne hakimiyeti ve İsrail’i eli tetikte bekleten İran’ın nükleer programı gibi güncel sorunlar; tarafları, Ortadoğu’daki en kıdemli Amerikan müttefik ve müşterisi konumunda tutuyor.

Kısacası, ortada iki ülkeyi dolaylı da olsa ilişkilendiren yapay bir kader var.

 

Şu da ilginizi çekebilir:
Suudi Arabistan – İsrail: Olmayan diplomatik ilişkilerin yakın tarihiDiagnost

Kaynak ve Alıntılar:
Report: IAF helicopters unload equipment ‘meant for attacking a Muslim state’ at Saudi airport, Ha’aretz
Is Israel arming in Saudi Arabia?, The Jerusalem Post
Israel setting up Saudi base for Iran raid?, msnbc.com
‘İsrail helikopterleri, Suudi Havaalanına mühimmat indirdi’ iddiası, Zaman
İsrail Helikopterleri Arabistan’a Cephane Taşıyor, Velfecr

Share

Suudi Arabistan – İsrail: Olmayan diplomatik ilişkilerin yakın tarihi

In Dünya, Dış Politika, Ekonomi, Gündem, Komplo Teorileri, Tarih, Uluslararası İlişkiler on 05 Ocak 2011 at 15:45

Aynı Hıristiyan babanın iki mânevî kızı; İslâm’ın kılıcı Suudi Arabistan ve Davut’un Kalkanı İsrail arasında diplomatik ilişkilerden bahsetmek pek mümkün değildir. Ancak, aynı mânevi babaya sahip kızkardeşlerin kanlı bıçaklı düşman olduklarını iddia etmek de gerçekçi bir yaklaşım olmaz. İlişkilerin düzeyi, “hadi canım olur mu öyle şey” dedirtecek seviyede de olabilir, “tabi ya, aksini düşünmek saflık olur” beyanatlarıyla da süslenebilir. Dezenformasyonun millî spor olduğu ortadoğu coğrafyasında, bu iki ülke ilişkileriyle ilgili bazı notlar aktarıp, meraklısının kafasını karıştıracak yakın tarihe bakalım.

 

Üzerinde şehadet yazan Suudi Arabistan bayrağı, asla yarıya indirilmez.

Aralık 2005
Suudi arabistan, Dünya Ticaret Örgütü’ne üye oldu. Üyelik şartlarını sağlamak amacıyla, İsrail mal ve hizmetlerine uyguladığı boykotu resmen kaldırdı.

5 Nisan 2006
ABD Kongresi’ne verilen önergede, 2005 yılında Dünya Ticaret Örgütü’ne üye olan Suudi Arabistan’ın, üyelik şartlarını çiğnediğini ve İsrail’e uyguladığı boykota devam ettiğine dair önerge verildi.

21 Haziran 2006
Suudi Arabistan’ın ABD büyükelçisi, İsrail’e uygulanan boykotun bitmeyeceğini açıkladı.

28 Nisan 2008
American Chronicle’ın Salah Uddin Shoaib Choudhury imzalı makalesinde; 2005 yılında Dünya Ticaret Örgütü’ne üye olan Suudi Arabistan’ın, İsrail mal ve hizmetlerine uyguladığı boykotu kaldırdığı bilgisi tekrarlandı. Ancak Choudhury işi bir adım öteye götürdü ve yazının yayımlandığı 2008 tarihi itibarı ile bu durumun devam ettiğini, yani boykotun uygulanmadığını iddia etti.

12 Haziran 2010
İngiliz The Times gazetesi yazarı Hugh Tomlinson, İsrail’in, İran’ın nükleer tesislerini vurmak üzere yapacağı olası bir hava saldırısı sırasında; Suudi Arabistan’ın, hava savunma sistemlerini etkisiz hâle getirebilmesi için gereken testleri tamamladığını yazdı. Bu haber, Türk basınında da yer buldu. Hürriyet, haberi  “Suudilerden vur izni” başlığıyla sundu.

13 Haziran 2010 tarihli Zaman Gazetesi, haberi: “Amerikalı bir isme dayandırılan habere göre Suudiler muhtemel bir saldırı sırasında kendi uçaklarının havalanmaması ya da İsrail uçaklarına saldırmama şeklinde tatbikatlar yapıyor. Aynı şekilde Suudi bir kaynak da gazeteye yaptığı açıklamada “Biz onların (İsrail’in) geçişine izin vereceğiz ve bir şey görmeyeceğiz” diyor. Plana göre İsrail uçakları Suudi hava sahasını geçtikten sonra hava savunma sistemleri alarm durumuna geçecek.” Ve “Muhtemel bir saldırıda suudi arabistan seçeneğinin devreye girmemesi, İsrail savaş uçaklarının Kızıldeniz ve Hint Okyanusu üzerinden uçarak İran’ın nükleer tesislerine saldırmasına yol açacak” detaylarıyla yayımladı.

Ama bir şeyi unuttu. Zaman’ın belirtmediği detay, Tomlinson’un makalesinde adı verilmeyen, bölgede görevli ABD’li yetkilinin, Suudi Arabistan’ın yaptığı bu çalışmanın, “ABD Dışişleri Bakanlığı ile yapılan anlaşma” ile yürütüldüğünü söylemesiydi.

13 Haziran 2010
Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı, Times gazetesinde, “İran’a olası saldırısı sırasında İsrail’e hava sahasını kullandıracakları” yönündeki haberi kesin dille yalanladı.

14 Eylül 2010
Haberi geç ama doğru vermesiyle tanınan BBC; Amerika Birleşik Devletleri’nin Suudi Arabistan ile tarihinin en büyük silah anlaşmasını imzalamaya hazırlandığı haberini verdi. Habere göre “60 milyar doları bulabileceği söylenen anlaşma çerçevesinde Suudi Arabistan’a onlarca savaş uçağı ve helikopter satılacak”, “…Kongre’nin Suudi Arabistan gibi geleneksel bir müttefike silah satışına karşı çıkmayacağı, yönetimin Riyad’ın İran’a karşı güçlendirilmesi gerektiği tezini işleyeceği belirtiliyor. Kimliği açıklanmayan bir savunma yetkilisi, Reuters ajansına İsrail’in de anlaşma konusunda ‘rahat’ olduğunu söyledi”

“Şimdi yalanlama sırası İsrail’de” diye düşünmek mümkün. Ancak; ABD’nin, İran’ın nükleer çalışmalarından çok da haz etmeyen Suudi Arabistan’ı güçlendirme projesi, aynı zamanda İsrail’in İran’a karşı tavrını güçlendireceği için, böyle bir beklenti yersiz olabilir. Zira kızkardeşler, Yom Kippur Savaşı’ndan bu yana, birbirlerinin güçlenmesine çok da ses etmediler.

Şu da ilginizi çekebilir:
Suudi Arabistan – İsrail: Yapay KaderDiagnost

Kaynak ve Alıntılar:
Arab League Boycott of Israel, CRS Report for Congress, State.gov
Saudi Ambassador Says Trade Boycott of Israel Will Not End, The New York Sun
Why Bangladesh continues travel ban on Israel, American Chronicle
Saudi Arabia gives Israel clear skies to attack Iranian nuclear sites, The Times
Suudilerden ‘vur’ izni, Hürriyet
‘Suudiler, İran saldırısında İsrail’e hava koridorunu açacak’, Zaman
Suudi Arabistan: Hava sahamızı İsrail’e kullandırtmayız, Radikal
ABD Suudilere rekor silah satışına hazırlanıyor, BBC
Petrodolar Döngüsü, Diagnost

Share

Dış Ticarette Dolar dışı dövizlerin kullanımı

In Dış Politika, Ekonomi, Gündem, Türkiye, Uluslararası İlişkiler on 27 Ekim 2009 at 23:16

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, İran gezisi sırasında “Komşularla Ekonomik Entegrasyon Projesi” ile ilgili şu ilginç açıklamada bulundu:

“Biz bunun yasasını düzenledik ve çıkardık, Meclisimizden geçti bu, Merkez Bankasıyla ilgili yasal düzenlemeyi yaparken bu haloldu, İran’da da hallolduğuna göre ne duruyoruz? O zaman adımı bununla birlikte atalım. Türk lirası Ruble, bitti, Riyal bitti. Bununla beraber bu işi yapalım. Rusya Federasyonuyla da aynı çalışmalarımız var. Çünkü bu kur farklarından kaybettiğimizi neyle ödeyeceğiz, ne lüzumu var, niye tedbirini alıp… Madem ticaret yapıyoruz, madem menfaat meselesi bu, o zaman biz bu menfaatimizi başkalarına niye kaptırılım. Menfaatimizi düşünmek durumundayız, ‘bu adımı attık’ diyeceğiz olay budur. Bunu da samimi bir serzenişim olarak söyleyeceğim.”[Kaynak]

Yani; İran’la ticarette artık Çin ve Rusya ile yapılan anlaşma gibi Euro ya da Amerikan doları gibi döviz kurları devre dışı bırakılacak. Türkiye İran arasındaki ticaret (özellikle de petrol ve türevleri ticareti), Türk Lirası ve İran Riyali üzerinden yapılacak.

Hükümet bu düzenlemeyi 32 sayılı Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkındaki Karar’da değişiklik yaparak gerçekleştirdi. Geçen Mart ayında Bakanlar Kurulu kararı ile yapılan değişiklik ile, Merkez Bankası sadece kendi işlemlerinde kullanacağı konvertibl dövizi tespit edecek. Merkez Bankası, kendi listesinde yer almayan paralarla ilgili özel bankaların yaptığı işlemlere ise karışmayacak. Böylece isteyen banka İran Riyali ve Rus Rublesi başta olmak üzere diğer para birimleriyle işlem yapabilecek. Bunun için bankalar Riyal  ile TL arasında bir kur belirleyecek. Kendi para biriminde ticaret konusunda Türkiye Rusya ile de benzer bir düzenleme yaptı. Aynı görüşmeler, Çin’le de yürütülüyor. Çin’le ticaretin de bu ülkenin para birimi Yuan ve TL cinsinden yapılabilmesi için müzakereler sürüyor.[Kaynak]

Şimdi bunun nesi ilginç diye soranlara önce şunu söyleyeyim. Yaklaşık üç hafta önce, bu konu ile ilgili bir öngörümü “Daha ne kadar Dolar?” başlıklı yazımda dile getirmiştim.

Bunun ötesinde, uluslararası ticarette Dolar dışında döviz kullanımının bazı sakıncaları var. Öncelikle Dolar ve Euro gibi yaygın dövizler, ülkelerin rezerv olarak bulundurdukları başlıca ekonomik unsurlar. Her ne kadar ABD Doları’nın Altın karşılığı 70’li yıllarda ortadan kalmış olsa da; gerek ülkelerin ihracattan dolayı dengelemek zorunda kaldıkları kendi para birimleri, gerekse petrol yani alışverişi için Dolar rezervi bulundurmak çok önemli. ABD’ye en çok ihracat yapan ülkelerin başında gelen Çin, Japonya gibi ülkeler, ellerinde akılalmaz boyutlarda Dolar rezervi bulunduruyorlar. Bu rezervler ile hem enerji ihtiyaçlarını karşılıyorlar hem de kendi paralarının değerini korumaya çalışıyorlar. Web sitesinin en tepesinde “Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın temel amacı  fiyat istikrarını  sağlamak ve sürdürmektir” yazan Merkez Bankamızın da yaptığı budur.

Rezerv olarak döviz bulundurmanın enerji alışverişi ayağı, petrol üreticisi bazı ülkeler tarafından  kırılmaya çalışılıyor. SSCB’nin dağılmasından sonra, Rusya’yı tekrar önemli bir güç haline getiren faktör; Avrupa’nın başta doğal gaz olmak üzere, önemli enerji kaynaklarını Euro ile karşılaması oldu. Ancak, aynı şeye kalkışan Saddam Hüseyin’in sonunun nasıl geldiğini hepimiz biliyoruz. ABD, Dolar’ın uluslararsı ticaretteki yerini kaybetmesini, bir rezerv olmaktan çıkmasını kolay kabul etmeyecektir.

İran ve Venezuela gibi ülkelerle arasının iyi olmamasının nedeni, politik konuların ötesinde; bu ülkelerin sahip olduları zengin enerji kaynaklarını faklı dövizlerle pazarlamalarıdır. İran’la yakınlaşma, Ak Parti tabanını her zaman memnun edecektir. Ancak Türkiye’nin bu kararı, İran’ı bu nedenle gözden çıkaran stratejik ortağını çok da memnun etmeyecek gibi görünüyor.

%d blogcu bunu beğendi: